2/26/2015

Egonuzun açıklarını nasıl yakalarsınız?


Ego nasıl fark edilir? Ruhsal yolculuğunuz sırasında karşınıza nasıl tuzaklar çıkabilir? Alınganlık ve öfke neden kaynaklanır? Ben imajı nedir? Neden savunmaya geçeriz? Spiritüellik bir imaj mıdır?

Eckhart Tolle cevaplıyor: 3 Haziran 2014 konuşmasından alıntı

Tüm öğretiler aslında sadece birer yönlendirme işaretidir. Bu nedenle herhangi bir öğretiyle özdeşleşmenize gerek yok. Spiritüel yolculuğunuz sırasında bu tür tuzaklar karşınıza çıkabilir. Belli bir öğretiyi benimsediniz varsayalım. Örneğin birisi "Budistim" diyor, bir başkası "Sufiyim" diyor sonra birisi çıkıyor Budistim diyene "ben Zen Budistim, sen Terravadasın, Zen daha üst bir öğreti" diyebiliyor. Yani bazı imajlar devreye girebiliyor. Bunlarla kendinizi özdeşleştirirseniz onlar karşınıza engel olarak çıkabilirler. 

Ego ruhsal yolculuğunuzun herhangi bir aşamasında karşınıza dikilebilir. Ego burada zihninizde sizin kim olduğunuzu tamımlayan yeni bir imajın oluşmasını sağlar. Ego kendini açık seçik belli etmez, onu ancak karşılaştırmalarla deneyimleyebilirsiniz, çünkü ego kendisini kıyaslamaya bayılır. Kıyaslama aslında doğrudan egonun hizmetindedir.Ego sürekli olarak kendini başkalarıyla gizliden gizliye karşılaştırır ve kendini içinizdeki aşağılık duygusu veya üstünlük duygusuyla belli eder. Her iki hal de egodur. Evet, “ben o kişi kadar iyi değilim, bilgili değilim, yetkin değilim” duygusu egodan kaynaklanır, “ben o kişiden daha spiritüelim, ondan çok daha uzun süredir bu konuda çalışıyorum, benim eğitim verme şeklim o kişiden daha iyi” düşünceleri ise üstünlük egosunun etkisidir. Hatta kendinize spiritüel bir imajı uygun gördüğünüzde egonun sahneye çıkmasına zemin hazırlamış olursunuz.

Kendinizi spiritüel olarak nitelendirmeniz, spiritüel bir hayat sürmeye çalışmanız da bir ego tuzağıdır. O zaman giderek bilinçsizleşirsiniz, çünkü ego bilinçsizliğe yöneltir. Düzenli olarak meditasyon yapmaya devam etseniz bile, kendinizi belli bir imajla özdeşleştirdiğiniz için, içinizden “yok sen o kadar spiritüel değilsin” diyen sesler yükselmeye başar. Bunları bir kenara itmeye başlarsınız. Örneğin öfke artık ben imajınıza uygun değilse, kenara itersiniz. Oysa kenara itmeye çalıştığınız öfke giderek daha kabarır, tıpkı tenceredeki su kaynadığında kapağını itmeye başlaması gibi, bir süre sonra zapt edilemez hale gelir. O zaman da ya ani bir öfke nöbetine yakalanırsınız ya da derin bir depresyona girersiniz. Hristiyanlar örnek bir hayat sürmek için çok çaba göstermişlerdir. İnançlı bir Hristiyan imajına uygun olmayan ne varsa kenara itmek için çabalamıştır, ama bunu sonsuza kadar yapmak mümkün değildir. Mutlaka bir noktada geri teper ve tüm gücüyle kendini hissettirir. Bu geri tepme öfke patlaması, endişe, depresyon, karanlık duygular şeklinde olabilir.

Oysa var olmak ben imajlarından arınmış olmaktır, çünkü aksi halde zihin devrededir ve sizi sürekli şartlamakla uğraşır. Size kim olduğunuzu teyit eden imajlardan arınmalısınız. Zaten böyle bir şeye ihtiyacınız da yok. Onun için hep hayvanların eşsiz birer öğretmen olduğunu söylerim, çünkü ben imajları yoktur. Onlar oldukları gibidir, kendileridir. Doğal ve anlık hareket ederler, hatta hayat onların aracılığıyla ifade bulur diyebiliriz. Elbette kendi biçimleri ile sınırlıdırlar, ama yine de kaynakla bağlantıları sıradan insanlardan çok daha güçlüdür, daha doğrudandır. İşte bu nedenle hayvanları izlemek çok yararlıdır, çünkü ben imajından arınmışlardır, sadece kendileridirler. Doğal haldedirler.

İşte bizlerin de tekrar dönmeye çalıştığı hal, Hindistan’da çok güzel ifade ettikleri gibi, doğal halimizdir. İnsanlığın çok uzun bir süre önce kaybetmiş olduğu doğal hali. İşte harika olan da bu sizler tekrar bu asıl halinize dönüyorsunuz. Yeni bir ben imajı oluştuğunda veya eski bir ben imajı tekrar kendi belli ettiğinde bunu fark edin. Onu görün. Her zaman kıyaslamaların farkında olun. Kıyaslama sadece egoya hizmet eder. Yani “daha iyi” veya “daha kötü” ifadelerine dikkate edin, bunlar egodur, çünkü bunlar sizin bir ben imajı aracılığıyla yaşadığınızın işaretidir. Alınganlık ve savunmaya geçme eğilimi egonun başka şekilleridir. Birisi sizin inandıklarınızı, sözlerinizi eleştirdiğinde veya sizin ben imajınızla özdeşleştirdiklerinizi sorguladığında verdiğiniz bu tepkiler egonun işidir. Savunmaya geçtiğiniz hallerinize dikkat edin. Her zaman bir imajı savunduğunuzu fark edin, çünkü doğal halinizin hiçbir savunmaya ihtiyacı yoktur. O saldırı ve yargı ötesindedir. Bu nedenle kendinizi gözlemleyin. Gözlemlediğinizde yani farkında olduğunuzda artık o bilinçsizlik halinin tutsağı olmaktan kurtulursunuz. Belli bir ben imajının zihninizde belirdiğini ve sizin bununla kendinizi özdeşleştirdiğinizi fark ettiğinizde, işte o anda, içinizdeki koşulsuzluk devreye girer. Birden uyanırsınız. Belli bir görüşünüz nedeniyle savunmaya geçtiğinizi gözlemlerseniz, bu spiritüel bir konu bile olabilir, çünkü o görüşle kendinizi özdeşleştirmişsinizdir. Yani zihninizde bir ben imajı oluşmuştur ve savunmaya ihtiyaç duyan budur. Burada “Course in Miracles(mucizler kursu)” kitabındaki bir ifade aklıma geldi, kitaptaki harika açıklamalardan bir tanesi: Herhangi bir konuda savunmaya geçtiğiniz her seferinde kendinizi bir ilüzyonla özdeşleştirdiğinizi bilmelisiniz.

Eckhart Tolle kimdir?
Eckhart Tolle yazdığı kişisel gelişim ve spiritüel konulardaki kitapları ile ünlenmiş bir yazardır. “Şimdinin Gücü” Eckhart Tolle’nin yazdığı ve 33 dile çevrilen en ünlü kitabı.  Eckhart Tolle meditasyon eğitimleri veriyor. Acı bedeni ve ego ile ilgili konulara ağırlık veriyor. Ayrıca anda yaşamayı öğretiyor. Eckhart Tolle’ye göre anda yaşamak hayatınızı her bakımdan daha iyi hale getirmenizi sağlıyor. Buna başka insanlarla kurduğunuz ilişkilerin iyileştirilmesi olduğu kadar depresyon ve kaygı gibi zihinsel sorunların iyileştirilmesi de dahil.
   
Course in Miracles/Mucizeler Kursu nedir?
Bu Helen Schucman tarafından yazılmış olan ve William Thetford’un edit ettiği bir kitaptır. Konusu kişisel bir ruhsal dönüşüm incelemesidir. Üç bölümden oluşmuştur: Metin, Ders Notları ve Öğretmenler için El Kitabı. 1965-1972 yılları arasında yazılmış olan bu kitap önce fotokopiler olarak dağıtılmış 1976 yılında ise kitap olarak basılmıştır.

Çeviri: Özden Öke


Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=Tw9w8aRbC5M&list=FLIBWqNB3ARb830x807R1dTQ&index=5

2/02/2015

UFO gördünüz mü?


Herkesin bildiği sır ne? Dünya dışında hayat var mı? UFO'lar gerçek mi? Galaktik insan olma yolunda mıyız? Dünya dışı varlıklar neden bizimle ilgileniyor? Ne zaman bizimle iletişime geçecekler?

Bashar cevaplıyor. 13 Aralık 2013 tarihli celse. Darryl Anka kanallığı


Bashar: Bu kanallığı  UFO Görgü Tanıklığı Duyurusu olarak adlandırdığımız konuyla başlatmak istiyoruz. Bu birçok açıdan bizim uygarlığımızın sizin uygarlığınızla iletişim kurmak için atabildiği ilk adımlardan biridir Amacımız sizin siyasi çevreler, sosyal çevreler olarak adlandırdığınız ortamlarla biraz daha, çok azıcık daha, yakınlaşmaktır. Gezegeninizdeki pek çok kişinin bizimle veya bizim gibilerle birtakım karşılaşmalar yaşadığını kabul edenlerin sayısı giderek artıyor. Hatta bu pek çoğunuzun belirttiği gibi “herkesin bildiği bir sır” haline geldi. Bu nedenle şimdi sizin kolektif bilincinizin durumuna ve yükseliş yolunuzda bulunduğunuz aşamaya uygun olarak bu fikirleri biraz daha açığa çıkarmanın zamanı geldi. Böylece bizim sizlere bağlantı kurabilme, sizin bizlerle iletişime geçebilme süreci hızlanacak ve zamanla, en uygun zamanda, bizimle ve bizim gibi olanlarla açık bir iletişime geçmek isteyenler için, sizin gerçekliğinizde, uygun bir zemin hazırlanmış olacaktır. Bizler bugün bizim bulunduğumuz yerden, bizim gerçekliğimizden, size doğru, sizin dünyanıza doğru bir atabildiğimiz için, sizlerle daha yakınlaşabildiğimiz için ve sizlerle birlikte yaratmakta olduğumuz üçüncü yeni gerçekliğin demirlenmesini, hatta belki de kristalleşmesine, somutlaşmasını sağlama yoluna girdiğimiz için, şükran duyuyoruz. İşte bu ilk adımı bu duyuru aracılığıyla atacağız ve ilk olarak Nania’nın bu duyuruyu yüksek sesle okumasını isteyeceğiz. Anlaşılır şekilde ve güçlü bir sesle oku ve başla.

Nania: Evet başlıyorum. UFO Görgü Tanıklığı Duyurusu.
Gerçek: 1982-1985 yılları arasında, Hudson vadisi üzerinde görülen büyük boyutlu, üçgen ve bumerang şeklindeki UFO’lar ile ilgili 7000 den fazla sözüne güvenilir kişi bildirimlerde bulundu. Bunların içinde Indian Point nükleer santralında görevli polisler ve yetkililer de vardı.

Gerçek: 1989 ve 1990 yıllarında Belçika üzerinde görülen, büyük boyutlu üçgen ve dörtgen UFO lar, aralarından bir tanesi uçak taşıyan uçak büyüklüğünde, 2000’den fazla tanık tarafından rapor edildi. Bu raporlamayı yapanlar arasında polis ve askeri görevliler de vardı.

Gerçek: 1997 yılında Arizona eyaleti üzerinde 1,5km uzunluğundaki bumerang biçimli UFO ile ilgili 10.000 den fazla görgü tanığı defalarca bildirimde bulundu. Bildirimde bulunanların arasında polis, askeri görevliler ve dönemin Arizona valisi Fife Symington’da vardı.

Bu UFO’ların kaynağı veya amaçlarıyla ilgili herhangi bir açıklamamız yok. Ancak bu raporları ciddi ve derinlemesine araştırmak için zaman ve emek harcamış olanlar bu görülenlerin kuşku duyulmayacak kadar gerçek ve somut araçlar olduğunu bilirler. Dünya üzerindeki çeşitli yerlerden onlarca yıldır sözüne güvenilir görgü tanıkları tarafından kaynağı bilinmeyen yabancı objelerle ilgili binlerce raporlama yapıldığı halde bu tür tanıklık raporları alay konusu oluyor, kimse inanmıyor, küçük görülüyor hatta tehdit olarak nitelendirilebiliyor. Bu gerçeklerin ışığında, bu tür açıklanamayan araçlar görmüş olan bizler, artık bu alaycı ve aşağılayıcı zihniyeti gerçekçi veya güvenilir olarak kabul etmek istemiyoruz. Aramızda UFO fenomenine tanıklık etmiş olanlar bunların gerçek olduğunu biliyor. Bu tanıklar spekülasyon peşinde değiller. Ancak bizler, görgü tanığı olmayanların bu tür nesnelerin varlığına inanmak zorunda olduğunu da düşünmüyoruz. Bizler sadece görgü tanıklarının saygıyla karşılanmasını istiyoruz ve bizler görüşünü içtenlikle ifade eden tüm bireyler veya gruplar gibi aşağılanmadan, yargılanmadan ve cezalandırılmadan, iyi niyetle ve anlayışla karşılanmayı talep ediyoruz. Yakın zamanda yapılan anketler Amerikalıların %50 sinden fazlasının UFO ları gerçek bir fenomen olarak kabul ettiğini ve bu konunun alaycı karalamalar peşinde olan bilgisiz ve dar görüşlü kişiler tarafından yanılsama, hayal, sahtekarlık ve halusinasyon olarak nitelendirilmesinden ziyade, açık fikirli, yetkin bilim insanları tarafından titizlikle ve ciddi bir şekilde araştırılması istediğini gösteriyor. 36 milyondan fazla Amerikalı UFO gördü. Eğer bu istatistiği siyasi bir çerçevede değerlendirirsek bu tanıkların aynı zamanda seçmen olduğunu da hatırlatmak isteriz. Bu nedenle bu duyurunun içeriğiye fikir birliği içinde olan herkesi bu mektubun bir kopyasını kendi temsilcilerine, siyasi görevlilere, basına , polise, askeri yetkililere, havayolu görevlilerine, NASA’ya, tüm siyasi seçimlere hazırlananlara göndermelerini ve ancak UFO fenomenini gerçek olarak kabul ettikleri, ciddi bilimsel araştırmalar yapılması yolunda adım atmaya hazır oldukları ve UFO gördüklerini bildiren kişilerin saygıyla karşılanması konusunda destekleyici konuşmalar yaptıkları takdirde onlara oy vereceklerini  bildirmelerini öneriyoruz.

Bashar: Teşekkür ederiz Nania.
Evet, bu duyuru ile sizlerin siyasi arenasına ilk defa burnumuzu sokuyoruz. Şimdi dikkat edin: Bu duyuruyu  bir kelimesini bile değiştirmeden olduğu gibi gönderin, iletin, yayın! Sakın şeklini değiştirmeyin, farklı ifadeler kullanmayın, eklemeler yapmayın, eksiltme yapmayın olduğu gibi, hiçbir şeyini bozmadan, paylaşın, çünkü özel bir frekansla, bir titreşimle, tasarlandı. Bu frekans bu bilgiye açık olmayı seçenlerin bilincinde bu enerjiyinin, bu farkındalığın, bu uyanışın hızlanmasına yardımcı ve destek olacak ve onları bu bilgiye, bu gerekliğe, sizin uygarlığınız ile bizim uygarlığımız ve başka uygarlıklar arasındaki temasa açık ve hazır hale getirecektir. Bu uygarlıklar şu anda olup biteni izlemekte, bunlar şu anda burada ve gezegeninizdeki çoğu kişinin inanışının, düşüncesinin veya varsayımının aksine bizler varız ve bizler sizin var olduğunuzu biliyoruz.
Bilim insanlarınızın yaygın kanısının aksine sizin dünyanıza gelmek hiç de o kadar zor değil. Zaten çok yakında bunun nasıl gerçekleştiğini onlar da kavrayacaklar.
Bizler bunun nasıl olduğunu birçok örnekle anlattık. 

Her ne kadar kendi halinde muhteşem bir vaha olsanız da, galaksiniz olan bu yıldızlar denizinde sandığınız gibi yalnız değilsiniz. Başka enerji akımları var, farklı bilinç düzeyleri var, başka bilinç boyutları var. İşte bunlar sizi çok rahat fark edebilecek durumda. Kolayca size ulaşabilecek durumda. Tıpkı sizlerin, çeşitli var olma hallerinizle, başkalarına ulaşabildiğiniz gibi, hatta ulaştığınız gibi. Zaten bu sizin davetiniz. Yolladığınız bu davet üzerine, bu uyanış döneminizde, size cevap veriyoruz. Sizin bu davetiniz çok farklı toplumları size yönlendirdi, sizinle ilgilenmelerine neden oldu. Sizin evriminiz ilgilerini çekti, sizin uyanışınız ilgilerini çekti, sizin gelişmeniz ilgilerini çekti, çünkü sizin gelişmeniz herkese yarar sağlıyor. Sizler sandığınız gibi tek başınıza değilsiniz. Sizin dünyanızda bilinç düzeyinde meydana gelen değişimler dalgalar halinde tüm yaratılışa yayılıyor. Her deneyim şimdide var olduğu gibi sizlerin deneyimleri de bizlere , hepimize açık hem de pek çok farklı şekillerde.

Sizlerin kendi gerçekliğinizde benzersiz seçenekler olarak yarattığınız ve varoluşun çok yönlü kristal yapısını yansıtan bu etkilerden hepimiz öğreniyoruz, hepimiz yararlanıyoruz, onları hepimiz deneyimliyoruz . Sizler yalnız değilsiniz. Tek başınıza değilsiniz. Bilseniz de bilmeseniz de sizler yıldızlar ötesine uzanan bir ailenin üyesisiniz. Ve sizler şu anda bu gerçeğe uyanıyorsunuz. Bizler, tıpkı diğerleri gibi, sizlere adım adım, aşama aşama, parça parça gemilerimizi gösterdik, ara sıra karşılaşmalar yaşandı. Gerçi her gördüğünüz uzay aracı olmayabilir, sizlere dünya dışı gibi gelen her deneyim bizi veya bizler gibi olanları içermeyebilir, ama tüm bu deneyimler aslında sizlerin farkındalığınızın geliştiğinin, bugüne kadar algılayamadıklarınızı fark etmeye başladığınızın işaretidir. Şunu vurgulamak isterim ki bunlar algı ötesi, normal ötesi şeyler değil. Doğa üstü de değil. Bunlar çok normal, çok doğal, algılarınızla deneyimleyebileceğiniz şeyler.

Şimdi hafızanız uyanıyor. Bilgiye uyanıyorsunuz. Bilgeliğe uyanıyorsunuz. İnsan olarak sizlerin, bilincin bir ifadesi olarak sizlerin, sayısız nesil boyunca size öğretilenden, inandığınızdan çok daha muhteşem, çok daha gelişmiş, çok daha yüce olduğunuzu fark ediyorsunuz. Şimdi sizler yüce benliklerinize, yüce varlığınıza uyanıyorsunuz ve bunun sonucu olarak tek başınıza olmadığınız, yalnız olmadığınız fark ediyorsunuz. Bağlantı halinde olduğunuzu tek bir bütünün parçası olduğunuzu, yaradılışın bin bir çeşit ifadesinden biri olduğunuzu kavramaya başlıyorsunuz ve bu nedenle bizden ve başkalarından etkiler alabiliyorsunuz.
Sizlerin pek çok farklı katmanlarda var olduğunuzu, farklı gerçekliklerde var olduğunuzu, farklı boyutlarda var olduğunuzu algılamaya başlıyorsunuz. Bizler sizlerle iletişimimizde bu etkileri sizlere aktarabildiğimiz için mutluyuz minnettarız, coşkuluyuz. İşte bizim için temas bu şekilde başlar. Fikirler, düşünceler, etkiler, bilgiler birer tohum gibi ortaya atıldıkça sizler bunları, hazır olduğunuz ölçüde, inceleme fırsatını elde edersiniz. Çünkü biz asla hiçbir zorlamada bulunmayız, karar size aittir, zamanlama size aittir. Gerçek olarak neyi kabul edeceğiniz sizin seçiminizdir. Bir birey olarak, bir toplum olarak hazır olduğunuzu bizlere yansıtmanızı bekleriz. Daha fazlasına hazır olduğunuzu bize belirtmenizi bekleriz. Yeni fark etmeye başladığınız, ama hep parçası olduğunuz, sizi çevreleyen yıldızlar arası topluluğa açılmaya hazır olduğunuzu bize belirtmenizi isteriz.

Artık sizler bu ailenin bir üyesisiniz. Bizler sizlere yardım edebildiğimiz için çok keyifliyiz. Sizlerin bağlantınızı, katkınızı, sizi çevreleyen bu büyük ailede içindeki birlikte yaratımınızı fark etmenizden dolayı çok mutluyuz ve sizleri bu zamanda kucaklıyoruz. Aileye hoş geldiniz! Uyanışınızı kutluyoruz. Bu uyanış sayesinde kendinizi bu yaradılışta, yıldızlar arası, boyutlar arası varlıklar olarak deneyimleyebiliyorsunuz. Bizler de kendi evrimimizde, kendi geçmişimizde bu gerçeğe uyanmıştık, bu bakış açısına uyanmıştık, bu bilgiye uyanmıştık. Şimdi bizler sizlerin uyanışınızın ilk anlarını büyük coşku ve minnettarlıkla karşılıyoruz. Bu nedenle deneyimlerinizi bizimle paylaştığınız için sizlere teşekkür ediyoruz.
Bu duyuruyu alın ve tüm insanlarla paylaşın ve katılmak isteyenlerin katılmasına izin verin. Katılmak istemeyenlere ise kendi yollarında gitmelerine sevgiyle, neşeyle ve şükranla izin verin. Çünkü dünyanızdaki karanlık sayesinde en küçük ışık pırıltısı bile hemen fark edebiliyorsunuz. Bu nedenle aydınlık ile karanlık arasındaki dengeye odaklanın. Yaradılışın her haline izin vermekle birlikte, seçtiğiniz ışığa, gerçekliğiniz olarak seçtiğiniz frekansa koşun. Çünkü tüm gerçeklikler gerçektir, öyle olmasaydı varoluş olmazdı.


Temasın bu aşamasının bir parçası olduğunuz için bir defa daha minnettarlığımızı iletiyoruz. Bu duyuru yayıldıkça,hazır ve istekli olanlarla belli bir titreşimle bağlantı kuracaktır. Onları uyandıracak ve şu anda deneyimlediğinizi süreci hızlandıracaktır ve yeni bir gerçekliğin yeni bir dünyanın, yen bir paralel varoluşun yaratılması ve tanınması için destek olacaktır ve bizler bu gerçeklikte her gün biraz daha fazla her açıdan sizlerle birlikte olacağız. Neşeyle, sevgiyle eğleneceğiz. Sizlere bizim farkındalığımızı genişlettiğiniz için ve sizlerin yıldızlar arası birliğe katılımınızdan dolayı heyecan duyabildiğimiz için teşekkür ediyoruz. Aileye hoş geldiniz.

Çeviri: Özden Öke
Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=a2yQStFrFg0
https://www.youtube.com/watch?v=403X7i-q3ho

1/24/2015

DNA'nızı programlayın ve hücresel dönüşümü başlatın!


DNA nasıl çalışıyor? Ezoterik DNA nedir? Hücrelerinizi nasıl programlayabilirsiniz? Yaşlanmayı nasıl durdurursunuz? Yaşama sürenizi nasıl 2 katına çıkarırsınız? Karmanızı temizlemenin yeni yöntemi nedir? Yeni enerjiye bedeninizi nasıl ayarlarsınız? Fiziksel devamlılık ve ruhsal devamlılık nedir?

Canlı Kryon celsesi, Portland Oregon 22 Kasım 2014, Lee Carol kanallığı

Kalıtsal Doğa (Innate) ile ilgili açıklama
Selamlar sevgili dostlar, ben Manyetik Hizmetten Kryon. Bu akşam sizlere çok önemli bir sistem hakkında daha önceki açıklamalarımızdan farklı bir şekilde bilgi vermek istiyorum. Bu bilgilere “Kalıtsal Doğa hakkında ilk bilgiler” diyeceğiz. Bu konuda daha önce farklı kanallıklar yapmıştık, bunlardan birinin başlığı “Gizemli Kalıtsal Doğa” idi . Buna ek olarak bedenlerinizle ilgili bazı özelliklerden söz etmiştik. Bu akşam ise bu konuya daha fazla eğilmek istiyoruz.

Muhteşem Kalıtsal Doğa
Sevgili dostlar, bedeninizdeki bir işleyişten söz etmek istiyorum. Bu işleyişin gizemi sadece 3 boyutluluk içinde algılanamadığından kaynaklanmıyor, aynı zamanda öylesine belli belirsiz ki tanımlanması çok güç. Ama sizi siz yapacak kadar size özgü. Şimdi şu soru aklınıza gelebilir: “Kryon içimde olan birşeyi bilmemem mümkün mü?” İşte size cevabım: DNA’nız tam kapasiteyle çalışmıyor ve konumuz da bu. Bilinciniz bedeninizde çalışmakta olan birtakım şeylerin gerçekliğine henüz ayarlı değil. Ama bu sonunda gerçekleşecek çünkü insanlığın yeniden ayarlanma süreci evrimleşmiş bir ruhu da kapsıyor. Bu celsede bu konuya biraz daha gireceğiz.
Önce Kalıtsal Doğa’yı tanımlayalım: Kalıtsal Doğa’yı bu kadar gizemli yapan onun bir beyin fonksiyonu olmamasıdır. Ayrıca bedendeki merkezileştirilmemiş belki de tek sistemdir. Bu nedenle kavramakta zorlanıyorsunuz. Bu sistem henüz keşfedilmemiş olduğu için onu tıp bilimi de tanımıyor. Oysa hep göz önünde ve defalarca görülmüştür.
DNA’nızı açıklamak çok zor. Bedeninizdeki trilyonlarca DNA molekülü sürekli birbiriyle iletişim içinde. DNA’nın işleyişi bunu gerektiriyor. Bedeniniz ne tür hücrelere nerede ihtiyaç duyduğunu nasıl biliyor? İşte doğum anınızda tüm bunlardan sorumlu olan Kalıtsal Doğa’dır. Yani aslında DNA bir tür ezoterik merkezi kontrol sistemidir diyebiliriz. Bu trilyonlarca DNA parçasının etrafında bulunan ve kendini bir varlık olarak bilen bir alan. Tüm DNA bu alan sayesinde bir sistem olarak birlikte çalışır ve bu sistemin adı Kalıtsal Doğa’dır. Yani bunu bedeninizdeki DNA hücrelerinin bir oluşumu olarak düşünebilir ve onu akıllı beden veya Kalıtsal Doğa olarak adlandırabilirsiniz. Bedeninizde Kalıtsal Doğa’yı yöneten belli bir organ veya bez yok. Bedenin her bir bölümü bu akıllı beden sistemiyle ilişki içinde.
Her ne kadar belirsiz olsa da aslında Kalıtsal Doğa ile bedensel çözümler bulmayı biliyorsunuz, hatta kas testlerine veya kinesiolojiye baş vurabiliyorsunuz. Pek çok farklı yöntem var-bedeni dinleme, beden dili, şifre çözme veya benzeri. Tüm bunlar bizim akıllı beden geri bildirimi olarak nitelendirdiğimiz yöntemlerdir. Akıllı bedenin size anlatmak istediklerini çözmek için başvurduğunuz başarılı uygulamalardır bunlar. Bu işlemleri gerçekleştirenler bedenin “akıllı alanı” ile konuştuklarını çok iyi bilirler. Bu alan DNA’y bir bütün olarak temsil eder, bir organ, bir bez veya beyinle sınırlı değildir.

Kalıtsal Doğa akıllı bir yedekleme sistemidir
Kalıtsal Doğa hakkında sizlere iletmek istediğimiz ilk bilgi şudur: bu bedenin tümünü kapsayan bir sistemdir ve sinir sisteminizin veya beyin sisteminizin bilebileceğinden çok daha fazlasını “bilir”.
Kalıtsal Doğa her yerdedir. Ayağınızdaki tırnakta ve saçınızdaki teldedir. DNA’nın olduğu her yerdedir  ve DNA’nın her şeklindedir. Benzersizdir ve size özeldir.
Size daha önce de söyledim, tıp bilimi bunu devamlı görüyor, ama anlamıyor. Bunu bir örnekle açıklayacağım. Bir insanın omuriliği kaza sonucu hasar görürse, sonsuza kadar hasarlı kalıyor. Buna daha önce değinmiştik ve sizlere şu soruyu sormuştuk: “Sizce omurga sinirlerinin tekrar bağlanmamaları ve yeniden büyümemeleri garip değil mi?” Bedendeki diğer her şey kendini yenilemeye programlı, ama bedenin bu bölgesindeki hücreler iyileşemiyor. Hasar görmüş bir uzuv iyileşebiliyor, ama omurilikteki sinirlerin tekrar işlev kazanması çok zor. Hatırlarsanız sizlere bu sinirlerin iyileşeceği bir dönemin geleceğini söylemiştik ve bunun yaklaşmakta olan “evrimleşmiş insan”ın bir parçası olduğunu anlatmıştık. Ama isterseniz şimdiki duruma dönelim.
Şimdi boyundan aşağısı felçli bir insanı tanıdığınızı veya gördüğünüzü varsayalım. Bu insan bir sandalyede oturuyor ve başı dışında hiçbir yerini oynatamıyor. Peki nasıl oluyor da omurilikte bulunan ve hareketi sağlayan sinirlerin bağlantısı koptuğu halde beynin sinyalleriyle çalışan bedenin bölümleri işlevlerine devam edebiliyor? Beynin kalp atışlarını düzenlediği bilindiği halde kalp kasları bu kopmaya rağmen nasıl atmaya devam edebiliyor?
Bilim kalbin çalışmaya devam etmesine bir cevap bulmuş olabilir, ama hazım da devam ediyor, üreme fonksiyonları da devam ediyor, boyunun atında kalan pek çok beden işleyişi devam ediyor. Hem de beyin sinyal göndermediği halde. Bu nasıl olabiliyor sizce? Tıp bilimi, kalbin çalışmaya devam etmesine oldukça iyi bir açıklama bulmuş, ne de olsa sürekli karşılaştıkları bir durum bu. Onlara göre kalp bağımsız çalışabiliyor, çünkü sinoatriyal düğümde bulunan özel hücreler kalbin kendiliğinden atmasını sağlıyor. Bu onların Kalıtsal Doğa tarifi. Aslında şahit oldukları son derece gelişmiş bir yedekleme sistemi.
Sizi canlı tutan da DNA alanının içindeki bu yedekleme sistemidir. Bedeninizin DNA alanı beyninizle bağlantı kuruyor ve bu sayede sinyaller kuantum (kablosuz) halde gönderilmeye başlıyor. Sinoateryal düğüm ise bu alan üzerinden aktarılan beynin iletilerini “algılayan” bir anten siniridir. Üstelik o kadar yetkin ki beyin öldükten sonra bile bir süre daha kalıpları “hatırlamaya” devam eder. Tıpkı yedek pil gibi. İşte Kalıtsal Doğa bu kadar güçlü.
Kuantum DNA alanınızın tüm bedeninizle her zaman bağlantı halinde olduğunu bilin, omurilik ile bağlantı koptuğunda bile bu bağlantı devam eder. Beyniniz sinyal göndermeye devam eder, DNA alanınız onları algılar ve kalp kaslarınıza ve hazım süreçlerinize iletir, ama diğer kaslar devre dışı kalır. Bu sıradışı durumu omurilik hasarlarında gözlemlediğinizde haklı olduğumu anlayacaksınız. Bu fenomeni kendiniz deneyimlemiş olacaksınız.
Kalıtsal Doğa, yani akıllı beden, beyin bağlantılarınız koptuğu zaman bile sizi canlı tutar. Kalıtsal Doğa çok akıllıdır, hatta hayati olarak tanımlayabileceğiniz beyinden bile daha akıllıdır. Beyin hayatta kalma ve var olabilme üzerine çalışan muhteşem bir bilgisayardır. Onun sayesinde buradasınız. Ancak o sandığınız kadar akıllı değildir. Örneğin kanınızda korkunç bir hastalığın dolaştığını anlamaktan acizdir. Ama Kalıtsal Doğal anlar.

Kalıtsal Doğa tektir
Artık DNA’nızı trilyonlarca şey değil de tek bir şeymiş gibi düşünmeye başlamalısınız. Bilim DNA’nın kendi içinde iletişim halinde olduğunu henüz keşfetmiş değil, oysa bedeninizi düzenleyebilmesi için bu iletişime ihtiyacı var. Size aktardığımız bilginin en güzel yanı şu: Fiziksel beden, yani beynin kontrol ettiği beden, Kalıtsal  Doğa’ya giden bir köprü oluşturmaya başladı. Bu köprü niyet sayesinde oluşacak ve bir süre sonra siz kendi kendinizin sezgisel doktoru haline geleceksiniz. Üstelik sadece bedeninizde olup bitenden haberdar olmakla kalmayacaksınız aynı zamanda Akaşik kayıtlarınızın enerjisine de vakıf olacaksınız.
Kalıtsal Doğa kendine has bir programa sahip. Bu programı yeni enerjiler nedeniyle artık çözmüş olmanız gerekiyor, çünkü bu programı yenileme zamanı geldi.

Hayatta kalma programı
İnsan beyni fizikselliğin devamı üzerine programlanmış, Kalıtsal Doğa ise spiritüelliğin devam üzerine programlanmış. Şimdi şu soru aklınıza gelebilir: “Aradaki fark ne?” Fiziksel devamlılık, hayatta kalma savaşını, yani sizi kovalayan bir kaplandan kaçabilmeyi, yiyecek ve barınak bulabilmeyi tanımlıyor. Size yaşamınızı sürdürebilmeniz için  bu tür sorunları çözebilecek bir mantık sunuyor. Spiritüel devamlılık ise bambaşka bir şey, son derece ezoterik. Bu çok daha geniş kapsamlı bir yaşamı sürdürme hali. İnsanlığın ruhsal evrimini ileriye taşıyor ve DNA’nızın daha yüksek bir derecede çalışmasını mümkün hale getiriyor. Bunu daha iyi açıklamama izin verin.
Kalıtsal Doğa kadim olanların bildiklerini biliyor. Büyük planı biliyor. Yüksek Benlik ile iletişim halinde. İnsanlığın, gezegensel mezuniyet konusunda karar verebilmek için, bu gezegende ne kadar zamanının kaldığını biliyor. Kalıtsal Doğa bunu biliyor, DNA’nız bunu biliyor. Kalıtsal Doğa’nın ana görevi ne? Sizin için elinden gelen ne varsa yapmak, özgür iradenize çeşitli seçenekler sunmak, farkındalığınızın artmasına zemin hazırlamak ve insanlığın devamlılık köprüsünden geçmesine yardım ederek aydınlanmış bir gezegene geçişi sağlamak. Bu onun başlıca görevi.
Spiritüel devamlılık yerkürenin evrimleşme eğilimini temsil eder ve her şey bunun etrafında tasarlanmıştır. Kalıtsal Doğa sizleri, bu özgür seçimler sisteminin izin verdiği ölçüde, mümkün olan her şekilde, spiritüel farkındalığa doğru iter. Kalıtsal Doğa budur. Burada büyük planı görebiliyor musunuz? Kendi potansiyelinize ulaşmanızı sağlayan içsel bir rehberlik sistemine sahip olduğunuzu görebiliyor musunuz?
Bu süreçte Kalıtsal Doğa bedensel kimya ile faklı şekillerde iletişimde bulunuyor. Ani şifalardan Kalıtsal Doğa sorumludur. Şimdi bu tür iyileşmelerin nedenini biliyorsunuz. Yoksa bunun beyinden mi kaynaklandığını düşünüyordunuz? Nasıl oluyor da bir insan bir gecede iyileşebiliyor? Fiziksel beden bu kadar dengesiz bir durumdan tek gecede nasıl kendini temizleyebiliyor? Dokular nasıl bu kadar hızlı yenilenebiliyor? Bunlar hastanelerde sayısız defalar gözlemlenmiş durumlar. Bu hastaların röntgenleri çekildi, gelişmeler doğrulandı, testler yapıldı. Tüm bunları normal olarak değerlendirmek zor. Spiritüel olanlar için bunlar birer mucize. Bilimsel zihinler için ise açıklaması olmayan sıradışı durumlar.  Ancak işin hoş yanı tüm bunların aslında açıklanabilir olması. Bunlar Kalıtsal Doğa’nın işi! Sizi hayatta tutan kendi bedeniniz. Bu çok kutsal, mucizevi yedekleme sistemi.
İşte siz böyle bir güce sahipsiniz. Kalıtsal Doğa fiziksel beden ile bağlantı kurmaya başladığında insan olarak bildiğiniz varlık yok olacaktır. Onun yerini alacak olan varlık ise çok daha uzun bir ömüre sahip olacak, kendini onarabilecek, hatta kaybettiği uzuvlarını yeniden üretebilecek. Zaten bu şekilde tasarlanmıştı, sevgili dostlar, ve artık siz de bunları fark etmeye başlamalısınız.

Kalıtsal Doğa’nın eski enerji programları
Artık Kalıtsal Doğa’nın ne olduğunu öğrendiğinize göre onun geçmişteki programlanma şekline değinebiliriz. Birinci Kryon kitabında (1993) Kalıtsal Doğa’nın sorumlu olduğu bir şeyden söz ediyorum. Şöyle demiştim: “Karmanızı bırakma zamanı geldi.” Karma, geçmiş yaşam deneyimleriniz nedeniyle biriktirdiğiniz enerjinin, perdenin diğer yanından, bedeninize yüklenmesidir. Bu bitmemiş meselelerin enerjisidir. Karma budur. Gerçektir ve eski enerjide buna ihtiyaç vardı.
Karma DNA’dadır ve onu Kalıtsal Doğa yönetir. Yani ben size karmanızı bırakın dediğim zaman, bedeninizle ve hücrelerinizle konuşun demiştim. Bunu yaparken şunu söyleyin: “Geçmişin enerjisiyle işim bitti. Eski karmamı bırakıyorum. İleriye yöneliyorum.” Bunlar fiziksel benlikten  Kalıtsal Doğa’ya giden köprüden geçmek için benim sizlere verdiğim ilk talimatlardı. Sizlere saf niyetinizi kullanmanızı söylemiştik.

Hücesel dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmez
Saf niyet hücrelerinize o kadar saf bir şekilde seslenir ki beden bunu gerçek olarak algılar ve buna göre hareket eder. İşte Karma bu şekilde bırakılır. Sizi patron olarak algılar, zaten öyle olması da gerekir, ve ona göre davranır. Şimdi o yıllarda sizlerle paylaşmadığım, ama artık zamanı geldiği için bilmenizi istediklerime gelelim. Ancak çok iyi anlamanızı istediğim için önce mantığını açıklayacağım. Bedendeki programlama, ne olduğu fark etmeksizin, tamamen özgür seçim tarafından yönetilir. Beyninizdeki hayatta kalma talimatlarına uyup uymamak sizin seçiminizdir. Bu mesajın gerçek olduğuna inanıp inanmamak konusunda özgürsünüz. Bu nedenle  yeni enerjideki ezoterik seçimler bedeninizde kendiliğinden devreye girmez. Özgür seçim, Kalıtsal Doğa’yı yeni enerjiye doğru yönelmesi için İlahi Bilincinizi kullanmanız gerektiğini ifade eder. Eski ruh, karmaya ihtiyaç duyulmayan yeni bir enerjiye girerken Kalıtsal Doğa’nın onu kendiliğinden bırakacağını mı sanıyordun? Yanılıyorsun! Kalıtsal Doğa talimatınızı beklediği için bilinç dönüşümünüz DNA’nıza programlanmıyor. Özgür seçim bu işte!
Şimdi iyi dinleyin, çünkü bugünkü dersinize geldik. Kalıtsal Doğa, akıllı yapısına rağmen, yeni bir talimata kadar eski işleyişini sürdürecektir. Kalıtsal Doğa’yı yeniden programlamanız gerekiyor, çünkü eski enerjiye saplanmış durumda. O tüm insanlık geçmişiniz boyunca sizinle hep aynı şekilde çalıştı. Belli şeyleri belli bir şekilde yapmak üzere tasarlanmıştı, ama şimdi bunları değiştirme zamanı geldi. Bu değişimin anahtarı bilinciniz. Hep öyleydi ve hep öyle de olacak. Özgür seçiminiz benim Kalıtsal Doğa Talimatnamesi olarak adlandıracağım yapıyı yeniden programlamak için gerekli. Evet, karmanızı bırakmanız size yeni enerji için verdiğim ilk talimattı ve sıra yeni talimata geldi.
Bedeninizdeki Kalıtsal Doğa’yı hemen şimdi yeniden programlayın! Bu progamlamayı özgür, bilinçli niyetinizle yapacaksınız, son derece kolay. Bilinciniz, saf niyetiniz sayesinde, beden dönüşümlerini gerçekleştiren güç. Zaten kimyanızı değiştirebileceğinizi ve bedeninizi iyileştirebileceğinizi biliyorsunuz, Kalıtsal Doğa ile iletişim kurmak bunun anahtarı. Şimdi iş biraz karmaşık hale geliyor. Eski programın ne olduğunu birazdan anlatacağım.

İçinizdeki güç
Şu şekilde yapılıyor: Kalıtsal Doğa ile sanki en yakın arkadaşınızmış gibi konuşmalısınız. Sanki karşınızda canlı kanlı bir insan varmış gibi. En yakın arkadaşınızla sohbet ederken, anlattıklarınızı döne döne tekrar eder misiniz? Hayır. Elbette dostunuzun sizi dinleyecek ve anlayacak kadar akıllı olduğunu baştan kabul edersiniz. İşte Kalıtsal Doğa’yı da bu şekilde kabul etmeniz gerekiyor. Kalıtsal Doğa sizin akıllı bedeniniz ve onun düşünme biçimini yeniden programlayarak spiritüel devamlılığınızı güvence altına alabilirsiniz. Çünkü Kalıtsal Doğa henüz yeni enerji eşiğini geçmedi. Bilinciniz bu yeni enerjiye geçti, ama eski, orjinal hücre yapınız geçmedi. Yeniden ayarlanma, sevgili dostlar, kendiliğinden gerçekleşmiyor.
Eski ruh, anlamanız gereken bazı noktalar var. Sizce Kalıtsal Doğa’nın tüm geçmiş yaşamlarınızı bilmesine rağmen sizin bunlardan habersiz olmanız garip değil mi? Başarılı bir sisteme yakışır mı bu? Daha fazla bilgiye sahip olmak istemez miydiniz? Geçmiş yaşamınızda kazandığınız ve bugün tekrar kullanmak isteyebileceğiniz hangi enerjilerinizin olduğunu bilmek istemez miydiniz? Bu konuya değinmiştik daha önce.  Bilincinizin özgür seçimiyle Kalıtsal Doğa ile iletişim kurduğunuzda Akaşık kayıtlarınıza ulaşabilirsiniz. Kas testleri, beden seslerini dinleme, bedenle sohbet, olumlamalar, şifre çözme tüm bu çabalarınız Kalıtsal Doğa ile işbirliği yapmadığınız sürece boşa gider, beyninin fiziksel mantığını atlatamazsınız. Bu potansiyeli tam olarak kavrayabilmek için yaşadığınız gerçeklikte düşünce biçiminizi değiştirmeniz gerekiyor ve sizler içinizdekileri değiştirebilmek için sayılara, tekrarlara ve diğer lineer kavramlara alışıksınız. Oysa artık durum değişti.
Şimdi yeniden programlamanız gerekenlerin ne olduğuna bakalım. Kalıtsal Doğa’nın en önemli sorunu ne onu görelim.

Bedeninizi yeniden programlamak
Birincisi: karmanızı bırakın. Evet tekrar ediyoruz, çünkü en önemli konu bu. Sizleri sürekli rahatsız eden, kişiliğinizin zayıf noktası ne, sevgili dostlar? Bir türlü anlayamadığınız, ama peşinizi bırakmayan şey ne? İşte söylüyorum: eski enerji! Ve ona gelecekte yer yok. Kurtulun ondan! Kalıtsal Doğa ona ne derseniz onu yapacaktır. Eğer spiritüel mantığı kavrarsa işbirliğine hazır hale gelir, çünkü bu kanallık bilgisini o da sizinle birlikte algılıyor. Sizin bildiğinizi o da biliyor. Kalıtsal Doğa’nızı değiştirebilecek bilinç şalteri sizsiniz.
İkincisi: Kalıtsal Doğa’nın birincil talimatını değiştirin. Kalıtsal Doğa’nın ana görevi olduğu halde bugün artık hiçbir önemi kalmamış olan ne? Hemen açıklayacağım ve bugüne kadar yapılmış olan açıklamaların en önemlilerinden biri olacak bu. Sevgili dostlar, reenkarnasyon adı verilen ve şu anda bu gezegende ruhsal ilerlemenin ana makinesi olan bir sistem var. Bir ömür boyu yaşıyorsunuz, belli şeyler deneyimliyorsunuz ve ölüyorsunuz. Gezegene yeniden doğduğunuzda DNA’nızla ve Akaşik kayıtlarınızla geçmiş yaşamınızın bilgeliği de sizinle geliyor. Her yaşamınız ile bilgelik dağarcığınız artıyor. Sizler bunu kullanıp kullanmamakta özgürsünüz. Ama bu bilgelik her doğduğunuzda, yeni bir potansiyel olarak, mutlaka sizinle dünyaya geliyor.
Eski bir ruh yeni bir ruha kıyasla çok daha zengin ruhsal bilgeliğe sahiptir. Buraya kadar anlaşılmayan bir şey yok değil mi? Sizler, eski bir ruh olarak, görmüş geçirmiş kişilersiniz. Gezegendeki acemilere bakın. En basit şeyleri bile kavramakta zorlanıyorlar! Burada koltuklarında oturanlar yaşadıkları her hayatla kütüphaneler dolusu bilgelik topladılar. Sizler eski ruhlar olduklarınızı biliyorsunuz. Peki sizce Kalıtsal Doğa tüm bunlarla ne yapıyor?

Kalıtsal Doğa’nın eski programı
İşte Kalıtsal Doğa’nın işleyişini ve eski sistemin işleyişini açıklıyorum. Hazır mısınız? Ölüm. Mezun olabilmek, bilgelikte ilerleyebilmek ve bir sonraki yaşamınızda daha yüksek ruhsal bilince geçebilmek için kısa ve verimli bir ömre ihtiyacınız vardı. Sonra o bilgelikle yeniden doğuyordunuz. Öğrenme döngüleri hızlandıkça gezegenin daha yüksek bir titreşime ulaşma, ruhsal evrimde ilerleme, eyilimi artar. Varmak istediğimiz noktayı görebiliyor musunuz? Kalıtsal Doğa sizin ömrünüzü kısa tutmak için programlandı. Ne sistem ama! Buradaki mantığı kavramanız çok önemli. Eski bilinçte bu bir tür “aydınlanma makinesi” gibi görev yapıyordu . Her şey eski ruhların geri dönmesi üzerine kuruluydu. Önce deneyim toplasınlar ve bilgeliklerini artırsınlar, sonra da tekrar gezegene döndürüp bu birikimlerini kullansınlar isteniyordu.
Bu arada eski enerjide güncel bilgelik gezegen ızgarası tarafından algılanamıyor ve kullanılamıyordu. Bu bilgeliğe erişim ancak yeniden doğmakla ve DNA aracılığıyla olabiliyordu üstelik bu yolla bile sadece üçte birine ulaşılabiliyordu.
Sonra, 2012 yılında, birden eşiği (gündönümlerinin sapması ölçüsünde) geçtiniz ve kadim kehanetlerin bildirmiş olduğu bir bilinç kademesine ulaştınız. İşte, sevgili dostlar, bu sayede buradayım! 25 yıl önce buraya geldiğimde bir seçenek olarak gördüğümüz bu güce ilk defa ulaşabildiniz. DNA’nız dönüşmeye başladı.
Kalıtsal Doğa’ya sahip olduğunuz bilgeliği aktarmak için ölüm sürecinden geçmenize gerek kalmadığını bilmenizi istiyorum. Artık yeni bir uygulama söz konusu ve bu, bugüne kadar size uygulananlardan çok farklı. Şimdi hem güncel bilgileriniz gezegenin ızgarasına işlenebiliyor, hem de başlangıçtan bu yana öğrendiğiniz her şey. Sizin tüm Akaşik bilgeliğiniz ve deneyimleriniz bir anda yerkürenin enerjisine açıldı hem de güncel haliyle.
Artık sürekli olarak yeniden doğmanız gerekmiyor. DNA’nızın yetkinliği arttıkça burada kalarak da aynı sonuca ulaşabilirsiniz. Oran olarak %36’ya (numerolojiye dikkatinizi çekerim)ulaştığınızda işlem tamamlanır. O andan itibaren burada kalma imkanına kavuşursunuz-hem de çok uzun bir süre! Sevgili dostlar, Kalıtsal Doğa bunu bilmiyor. Binlerce yıldır bu gezegenin ruhsal gelişimini kısa ömürlerle ilerletmiş olan Kalıtsal Doğa’nın bunu öğrenmesi gerek ve bunu ona bildirecek olan da sizsiniz. Bundan böyle gezegenin evrimi için ömürlerin uzaması çok önemli.
Her doğduğunuzda büyüyene kadar beklemek yerine var olan ömrünüzde daha fazla başarabileceğinizi söylememiz sizce de mantıklı değil mi? Kalın burada!
Elbette yerkürede pek çok kişi: “Bu çok aptalca. Doğacaksın sonra o şekilde kalacaksın” diyerek itiraz edebilir. Ama bu eski, tutucu bir anlayış. Bedeninizdeki hemen hemen her şeyi yeniden programlayabilirsiniz. Pek çoğunuz kişiliğinizi baştan aşağıya değiştirdiğinin farkında, hatta insan doğanız bile değişti. Fiziksel beden yapınız bile değişti. Bunu okuyanlar arasında yaşlanmayı durduranlar var ve zaten asıl konu bu anlattıklarımızın gerçek olduğunu kanıtlıyor bunlar.
Bugün bildiğiniz şekildeki yaşlanma sürecini durdurmak için Kalıtsal Doğa’yi yeniden programlamanız yeterli. Bedeniniz yaşlanmak amacıyla tasarlandı. Hücresel yapınız aslında kendini yenileme özelliğiyle tasarlanmıştı, ama bunu başarılı olarak yaptığı söylenemez. Anlayabiliyor musunuz? Kalıtsal Doğa bunu değiştirebilir, ama bunu yapabilmesi için bir işarete ihtiyacı var. Bu işaret sizin özgür seçiminizdir ve bu işareti sizin adınıza ne bir aracı, ne bir şifacı ne de kanallık yapan bir kişi verebilir. Bu işareti sadece siz verebilirsiniz. Kalıtsal Doğa ile nasıl iletişim kuracağınızı SİZİN öğrenmeniz gerekiyor.
Kalıtsal Doğa’ya şunu söyleyin: “Bundan böyle ruhsal gelişimim için ölmem gerekmiyor.” Bunu nasıl söyleyeceğiniz size kalmış. İyimser olumlamalar oluşturmayı öğrenin. Karşınıza çıkan her türlü uygulamayı değerlendirerek bedeninizle iletişime geçin. Artık akıllı bedenle iletişim kurabilirsiniz.
İşin en güzel yanı şu: Kalıtsal Doğa’yi ikna etmenize gerek yok. O zaten biliyor. O sizden bu işareti bekliyor. Bilincinizdeki ilerlemeyi fark ettiği anda iş tamamdır. Bunu duydunuz değil mi? Kalıtsal Doğa sizin kim olduğunuzu biliyor! Akıllı beden ne de olsa! Ama siz işareti verene kadar uyanmaz.
Yeni ve gelişmiş ruhsal evrim yolunu gördüğü anda ise sizinle işbirliği yapmaya başlar. Bunun sonucunda ömrünüz çok daha uzun olabilir. Şimdi bazılarınız şöyle diyebilir:” Bunu isteyip istemediğimden pek emin değilim.” Bunlar yaşlılığı sağlık sorunlarıyla eşdeğer tutan eski bir düşünce kalıbına takılmış olanlar. Oysa öyle olmak zorunda değil. Şuna ne dersiniz? Hem yaşlanmayın hem de sağlıklı kalın! (Kryon gülümsüyor)Gençlik öyle karmaşık bir şey değil! Sevgiyle dolup taşıyor mu? Evet. Yeni mi? Evet. Ayrıca çok iyi çalışacak kadar da akıllı.
Sevgili dostlar, sizlere bugüne kadar insanlığa açıklayamadığım bir bilgi verdim ve bunu bu gece ilk defa sizler duydunuz. Bu bilgilerin size açıklanabilmesi için önce 2012 enerjisine ulaşmanız ve 2013’den 2014’e ilerlemeniz gerekiyordu. Artık gerçeği öğrenebilirsiniz. Size bildirilenden çok daha fazlasını kontrol etme gücüne sahipsiniz. Evet çok güçlüsünüz. Gücünüzü göreceksiniz ve gördükçe inanacaksınz. Hepiniz benzersizsiniz ve her biriniz Kalıtsal Doğa’yı farklı bir şekilde devreye sokacaksınız, çünkü her biriniz benzersiz bir ruhsal yolda ilerliyorsunuz. Sevgili dostlar her birinizi gayet iyi tanıyorum.
Bu gezegenin eski ruhları, uyanın! Yeni bir sürece, yeni bir yaşama şekline uyanın. Ömrünüzü iki katına çıkarabilirsiniz, hatta daha da uzatabilirsiniz! Etrafınızda olup biten sizi korkutmasın. Aranızda bunlara karşı çıkanlar olacaktır ve onlar bunu yapamayacaktır. Onlar bunları kavramakta aciz. Hatta sizler yaşlanmayınca onlarla aranızdaki fark onları korkutacaktır. Ama bu zamanla değişecektir, çünkü tüm insanlık bu gece açıkladıklarımın gerçek olduğunu er geç anlayacaktır.
Ve öyledir.
Kryon


Lee Carol Kimdir?
Ekonomi eğitimini tamamladıktan sonra 30 yıl boyunca başarılı bir iş hayatı olan Caroll kitaplarında 1989 yılından itibaren “perdenin diğer yanındaki” Kryon adındaki bir varlığın kanallığını yapmaya başladığını anlatıyor. İlk kitaplarında Kryon’u “manyetik hizmetten” gelen ve görevi yerkürenin manyetik ızgarasını yeniden düzenlemek olan bir varlık olarak tanıtıyor. Bu düzenlemenin değişen spiritüalite eyilimleri ve insanlığın yeni ödevleri nedeniyle gerekli olduğunu belirtiyor. Sonraki kitaplarında ise Lee Caroll kanallığını yaptığı Kryon’u Kaynak’tan (veya Merkezi Güneş’ten) gelen ve “başlangıçtan bu yana” yerkürede bulunmuş olan, Başmelek Mikael “ailesinden” bir varlık olarak tanımlıyor. Bu “yeni çağ” tanımının ötesinde bu kanallığın çok daha derin felsefi ve spiritüellik ötesi bilgiler içerdiği de söylenmekte. Caroll bu bilgilerin ister basılı veya ister internet ortamında olsun insanlara “daha yüksek titreşimlere” erişmeleri konusunda yardım ettiğini ve hem zihinsel hem ruhsal hem de fiziksel evrimlerini hızlandırdığını bildiriyor.
Caroll tarafından yapılan Kryon kanallıklarını içeren kitaplar şu konuları işliyor: birlikte yaratma, ruhsal sözleşmeler, karmik izler, karmik aşılar, insan DNA’sındaki manyetik iplikler, karmik gruplar, eşzamanlılık ve aydınlanma. Kitaplarında ele alınan konulardan biri de 2012 geçişi. Lee Caroll’un aktardığı Kryon mesajına göre 2012 geçişi bilinçötesinde, arketip enerji boyutunda gerçekleşti ve insanlığın kolektif bilincini yepyeni potansiyellere açtı. Kryon’un yerküre ile ilgili mesajları ise gezegenin kendine özgü bir bilince sahip olan canlı bir varlık olduğunu ve insanlarla iş birliği yaptığını aktarıyor. Yerküre ile insanlar arasındaki ilişki ise “manyetik alan” iletişimi sayesinde sürüyor.

 Kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Lee_Carroll 

12/28/2014

Tezahür ettirme nasıl işliyor?


Neden istediklerimi tezahür ettiremiyorum? Neden hep aynı sorunlar tekrarlanıyor? Kısır döngüden nasıl çıkabilirim? İçinde bulunduğum durumu nasıl değiştirebilirim? Ben nasıl değişirim?
Bashar cevaplıyor.

Katılımcı: Merhaba Bashar. Bizimle burada olduğun  için teşekkürler.

Bashar: Merhaba!

Katılımcı: Bugün yaşamımız süresince belli dersleri öğrenmemiz gerektiğinden, bunları öğrenmediğimiz sürece ilerlememizin mümkün olmadığından söz ettiniz. Peki o zaman tezahür nasıl işliyor?  Yani belli bir dersi öğrenmediğimiz sürece tezahür ettirmek veya tutkulu şekilde inanmak veya tutkulu olmak sonuç vermiyor mu?

Bashar: Bu soruya evet demek mümkün, ama bu aslında öğreneceğiniz dersin de bir parçası. Daha doğrusu size engel gibi görünen bir şeyi keşfetmek için kendinize izin vermeniz zaten dersin kendisidir.  Konuyu tüm boyutlarıyla keşfettikçe, engel olarak deneyimlemeniz için karşınıza çıkan enerjiyi tutkuya dönüştürsünüz. Yani hepsi birbirine bağlı. Hepsi aslında aynı şey, bütünün parçaları. Sizin deneyimlemek için seçtiğiniz tüm konular tutkularınıza dönüşme potansiyeli taşır. Hangisini nasıl dönüştüreceğiniz tamamen size kalmış.

Katılımcı: Peki. Ama ben yaklaşık 10 yıldır içinde bulunduğum kısır döngüden kurtulamıyorum.

Bashar: Nasıl bir kısır döngü bu?

Katılımcı: Tezahür ettiremiyorum.

Bashar: Bir defa tezahür ettirememek diye bir şey yoktur. Her zaman bir şeyleri tezahür ettirirsiniz.

Katılımcı: Haklısınız.

Bashar: Şimdi tezahür ettirebildiğinizi kabul ediyorsunuz, değil mi?

Katılımcı: Evet, ama sürekli aynı şeyi tezahür ettiriyorum.

Bashar: Peki bu size ne öğretiyor? Sürekli tezahür ettirdiğiniz şey nedir?

Katılımcı: Bir türlü geçmeyen bir rahatsızlık

Bashar: Nasıl bir rahatsızlık?

Katılımcı: Gizemli hastalık diye isim taktım, çünkü kimse teşhis koyamıyor.

Bashar: Gizemli hastalık, öyle mi? Peki size bir soru sorabilir miyim?

Katılımcı: Elbette

Bashar: Önce sizi biraz muayene edeceğim. Biraz da tahlil yapacağım. İzin verirseniz tabii.

Katılımcı: Elbette izin veriyorum.

Bashar: Peki bir bakalım,"tap tap". Şu kalbinizi de bir dinleyelim "küt küt küt küt". Güzel. Farklı bir şey tezahür ettirmek için- ben buna girişim diyeceğim- bir girişimde bulunduğunuzda ve bu şey tezahür edeceğine yine eskisi tekrar ettiğinde ne hissediyorsunuz?

Katılımcı: Şahsen kendimi yetersiz ve başarısız hissediyorum, çünkü çekim yasasına inanıyorum.

Bashar: Çekim yasası nedir? İşte size sorum bu. Çekim yasası nasıl çalışıyor?...... Belki de anlamıyorsunuzdur?

Katılımcı: Sanırım anlamıyorum.

Bashar: Peki. Duygularınızın dış dünyadan etkilenmemesi gerektiğini söylediğimizi duymuş muydunuz?

Katılımcı: Duydum.

Bashar: Duydunuz demek...

Katılımcı: Evet. Zaten bu konuda pek çok kaynak aynı şeyi söylüyor.

Bashar: Ama buna rağmen...

Katılımcı: Evet hala neden istediğimi tezahür ettiremediğime takılıyorum.

Bashar: Aynen. O zaman neden bir kısır döngüde olmayı yadırgıyorsunuz? Tekrarların nedeni ortada. Duygularınızı yaşadığınız gerçeklere bağlamış olduğunuzu fark etmeniz için tekrar ediyorlar. Oysa duygularınızın olup bitenden etkilenmemesine karar vermeniz gerekiyor. Çünkü dışınızda her ne olursa olsun içinizde hep coşku duyacağınız konusunda verdiğiniz  karar, gerçekten değiştiğinizin işaretidir, çünkü bu değişim dış dünyaya bağlı değildir.
Çünkü dış dünyaya hayal kırıklığı ve kızgınlıkla tepki vermeye devam ediyorsanız, aslında değişmediğiniz gerçeğini güçlendirirsiniz, dolayısıyla dış dünyanın da değişmesi gerekmez. Bu bir paradokstur. Eğer dış dünyanızın değişmediği fikrine uygun tepki veriyorsanız, siz de değişmemişsinizdir. Bu nedenle dış dünya da değişemez. Çünkü siz aslında değişmemişsinizdir. 
Değişimin en belirgin işareti dış dünyada hiçbir değişiklik olmadığı halde sizin farklı tepki vermenizdir. İşte o zaman siz değişmiş olursunuz, çünkü artık dış dünyanın etkisi sizin için önemini kaybetmiştir. Siz nasıl hissedeceğinize, nasıl biri olacağınıza, nasıl hareket edeceğinize kendiniz karar verirsiniz. Çünkü. Neden mi? Çünkü! Nedeni bu. Çünkü bu sizin seçiminizdir. Sizin tercihinizdir. Başka bir nedene veya gerekçeye ihtiyacınız yok. Dış dünyadaki koşullar ne olursa olsun, hissetmek istediğinizin dışında bir şey hissetmeniz için hiçbir neden yok. 
İşte bunu yapabildiğiniz zaman, ancak o zaman, dış dünyaya bunu yansıtma fırsatı verirsiniz. Ama içinizdeki sözde değişimin dış dünyaya yansımasını bekliyorsanız veya böyle bir düşünceye saplanmışsanız, bu sizin değişmediğinizi gösterir. Dolayısıyla dış dünya da değişmez.

Katılımcı: Peki.

Bashar: İşte sizin yarattığınız kısır döngü bu. Sürekli tekrarlanmasının nedeni bu. Çünkü siz “ben değiştim” diyorsunuz, ama bir yandan da dış dünyayı kontrol ederek bunun doğrulanmasını bekliyorsunuz. Oysa böyle bir şeye ihtiyaç duymadan “bu doğrudur” diyebilmelisiniz. “Etrafımda olup bitenden bağımsız olarak ben coşkulu bir insanım”, diyebilmelisiniz. Durum ne olursa olsun. O zaman değiştiniz demektir. O zaman dış dünyanız sizi yansıtabilir. Anlatabildim mi?

Katılımcı: Kesinlikle.

Bashar: Dünyevi gerçekliğinizde olup bitenlerden tamamen bağımsız olarak, istediğiniz, seçtiğiniz bir frekans olma yeteneğine sahip olduğunuzu hissedebiliyor musunuz?

Katılımcı: Evet son birkaç haftadır bir şekilde bu bilgi bana açıldı ama bunu uygulamakta fazlasıyla zorlanıyorum.

Bashar: Tebrikler! Nedense pek çoğunuz yıllardan beri kendinizi gelişim açısında henüz yuva aşamasında kabul ediyorsunuz. Bu çok yanlış. Dünya bir Üstadlık okuludur. Sizler öyle güçlüsünüz ki dünya üzerindeki karanlığı ve zorluğu, ışığa ve kolaylığa dönüştürmeyi seçtiniz. Dünya bir Yüksek okuludur. Yuva değildir. Elbette zorlanacaksınız. Ama bu sorun değil çünkü bunun altından kalkabilecek güçtesiniz, zaten bu yüzden dünyada olmayı seçtiniz. Üstadların sınıfındasınız, asla kendinizi bunun aşağısında düşünmeyin. Hepiniz Üstadlık unvanı alarak mezun oluyorsunuz. Bunu anlayabildiniz mi?

Katılımcı: Evet.

Bashar: Yani ödevleriniz sizi zorlayabilir, Sorun yok. Hepsinin üstesinden gelirsiniz. Bir çözüm bulursunuz. Bizim size güvenimiz var, ama asıl soru...(Bashar katılımcıya döner)

Katılımcı: Benim kendime güvenim var mı?

Bashar: Teşekkür ederim. Yıldızlı aferin aldınız!(gülüşmeler)

“Dialogues with the future self” toplantısından alıntı, youtube yayın tarihi 19 Aralık 2014
http://www.youtube.com/watch?v=nTj7AH25nZw&index=2&list=FLIBWqNB3ARb830x807R1dTQ

12/19/2014

Sorunlu ilişkiler nasıl düzelir?



İlişki nedir? İlişkinin amacı nedir? Neden ilişkimde sürekli sorunlar yaşıyorum? Yaşadığım bu sorunları düzeltmek için ne yapabilirim? 
İdeal bir ilişkinin sırrı nedir? Darryl Anka aracılığı ile Bashar cevaplıyor.

Katılımcı: Merhaba Bashar. Çok zor ve sıkıntılı bir evliliğim var.


Bashar: Sıkıntılı bir evlilik mi?

Katlımcı: Evet. Ayrıca kızımla çok sorunlu bir ilişkim var. Hem de doğduğu günden beri.

Bashar: Peki bu direncin kaynağı ne?

Katılımcı: Bilmiyorum.

Bashar: Gayet iyi biliyorsun. Bu ilişkileri yaratmadan önce bunların nitelikleriyle ilgili ne tür kalıpların vardı veya var?

Katılımcı: Bilemiyorum.

Bashar: Evet biliyorsun.

Katılımcı: Soruyu tekrar eder misiniz?

Bashar: Aynı soruyu mu soruyorsun yoksa başka bir soru mu?Sormak istediğin nedir?

Katılımcı: Ne yapacağımı bir türlü bilemiyorum. Ayrılmayı düşünüyorum, ama ayrılmıyorum. kaldığım için de giderek daha mutsuz oluyorum.

Bashar: Peki var olan bu ilişkinde bu güne kadar kendin hakkında neler öğrendin? Gerçek titreşimin ve gerçek tercihlerinin ne olduğunu öğrenebiliyor musun?

Katılımcı: Evliliğimi istemiyorum. Karımı istemiyorum.

Bashar: Sorumun cevabı bu değil. Sana gerçek tercihlerinin ne olduğunu öğrenip öğrenmediğini sordum. Tercih etmediğini sandığın şeyleri sormadım. Gerçek tercihlerinin ne olduğunu öğreniyor musun?

Katılımcı: Bir miktar.

Bashar: Ne kadar?

Katılımcı: Bu ilişki içinde ne kadar mutsuz olduğumu öğreniyorum.

Bashar: Peki. Sence bir ilişkinin yararı nedir?Bir ilişkinin amacı nedir?

Katılımcı: Genişlemek?

Bashar: Bir ilişkinin amacı yansıtmaktır. İlişkinin amacı ilişkinin taraflarına daha fazla kendileri olabilmeleri için öğrenmeleri gerekenleri yansıtmaktır. Şimdi anlayabildin mi?

Katılımcı: Hayır.

Bashar: Bir ilişki içinde olan kişilerin amacı, o ilişki içinde olan diğerlerine daha fazla kendileri gibi olabilmelerini sağlayan fırsatlar sunarak onlara yardımcı olmaktır. Bu anlaşıldı mı?

Katılımcı: Hayır.

Bashar: Peki sence bir ilişkinin sana yararı nedir?Yani ideal durumda?

Katılımcı: Mutluluk?

Bashar: Mutluluk mu? Peki bu mutluluk sana ne yapmayı veya ne olmayı sağlar?

Katılımcı: Kendim olmayı?

Bashar: Sence bir ilişkinin amacı bu mudur?

Katılımcı: Bir ilişkinin amacının ne olduğunu bilmiyorum.

Bashar: Dürüst olduğun için teşekkür ederim. Neye yaradıklarını bilmediğine göre sıkıntı yaşaman çok da şaşırtıcı değil, çünkü bir ilişkinin ne olduğunu, neye yaradığını tam olarak bilmediğine göre kendinle  de düzgün bir ilişkin yok demektir. O zaman önce kendinle ilgili hangi alanlarda belirsizlik yaşadığına bakalım, yani sen kimsin veya kim olmak istiyorsun, heyecanların neler ve bu heyecanlara uygun hareket ediyor musun?

Katılımcı: Nelerin beni heyecanlandırdığını tam bilemiyorum. Kafam karışık biraz.

Bashar: Bu kadar basit bir konuda kafan nasıl karışır? Bu gayet belirgin olmalı. Tabii heyecanını zor bulunan bir şey olarak tanımlamıyorsan. Belli ki sen bunu yapıyorsun.

Katılımcı: Evet belki öyle yapıyorumdur.

Bashar: Neden? Neden bunu o kadar karmaşık ve gizemli hale getiriyorsun?Heyecan duyduğun şeylerin peşinden gitmek hiç de zor değil. Peki bu toplantıya niye geldin bu akşam? Heyecan duyduğun için mi geldin?

Katılımcı: Evet

Bashar: Güzel. Zor mu oldu?

Katılımcı: Aslında oldu İngiltere den geldim.

Bashar: Zorlandın mı?

Katılımcı: Yok o kadar da zorlanmadım.

Bashar: Sonuçta geldin, değil mi? Heyecan duyduğun bir şey yaptın, değil mi?

Katılımcı: Doğru.

Bashar: Güzel. Heyecan duyduğunuz konuların ille de mesleğiniz veya projelerinizle ilgili olması gerekmiyor. Tek yapmanız gereken, ki bunu defalarca anlattık, etrafınıza bakıp sizi heyecanlandıran fırsatları görmek ve sizi en çok heyecanlandıran ve hemen değerlendirebileceğiniz ilk fırsatı yakalayıp, sonucun ne olabileceğini bir an bile düşünmeden, tıkandığınız noktaya kadar ilerlemektir. Tekrar ediyorum, 4 basamak ile özetleyeceğim:
1-Sizi en çok heyecanlandıran fırsatı yakalayın.
2-Bu kolay ve etkin bir şekilde yapabileceğiniz bir şey olsun.
3-Bu fırsatı sonuna kadar, tıkandığınız yere kadar, değerlendirmek için elinizden geleni yapın.
4 Hiçbir zaman sonucun ne olacağını düşünmeyin.
Bu dört adımı tamamladığınızda 5. adım devreye girer:
1. adımla tekrar baştan başlayın.
Tekrar ve tekrar ve tekrar ve tekrar baştan başlayın. Ne zaman önünüze bir kavşak çıkarsa önce durun, etrafınızdaki fırsatlara bakın. Ne oldukları veya ne kadar basit göründükleri fark etmeksizin, başka birşeylerle bağlantılı olup olmadıklarını bir yana bırakarak, kendi düşüncelerinizi araya katmadan, bu fırsatlara sadece bakın. Sonra önünüze düşen bu fırsatların arasından sizi en çok heyecanlandıran, size en çekici gelen, en cazip olan bir tanesini seçin ve hiçbir zaman sonucu ile ilgili herhangi bir düşünceyi aklınıza getirmeden veya herhangi bir beklenti yaratmadan, elinizden gelen tüm gayreti göstererek bu fırsatı sonuna kadar değerlendirin. 
İşte bütün yapmanız gereken bu. Bunu yaptığınızda eş zamanlılık işleyişi ile uyumlu hale gelirsiniz ve yaratım makinasının sizin için olumlu bir şekilde çalışmasına izin vermiş olursunuz. Böylece tüm karışıklıklar açıklığa kavuşur, çünkü makinayı doğru bir şekilde kullanmış olursunuz. Üstelik bunu yaptığınızda, heyecan sadece makinaya enerji veren ve işleyişini düzenleyen bir unsurdan öte, aynı zamanda tam bir paket olduğu için, heyecanınızın titreşimiyle uyumlu olmayan fikirleriniz, kalıplarınız ve inançlarınız dikkatinizi çekmeye başlar ve uyumsuz olanları, size ait olmayanları, fark edebildiğiniz için onları bir kenara bırakmayı seçebilirsiniz. Böylece direnç enerjisini heyecana dönüştürür ve bunun sonucunda sizi heyecanlandıracak daha fazla konuyu ve onlara uygun daha fazla fırsatları görmeye başlarsınız. İşleyiş böyledir. Formül bu. İşin aslı bu. Nokta. Nasıl bu bilgiler yardımcı oldu mu?

Katılımcı: Oldukça yoğun bilgiler. Kavramakta zorlanıyorum.

Bashar: O halde belki biraz üzerinde düşünmek istersiniz. İçselleştirebilmek ve tam olarak anlamak için zaman ayırabilirsiniz. Ta ki bu bilgiyi özümseyene ve buna sahip çıkana kadar. Yoksa yine anlayamadınız mı?

Katılımcı: Tam anlayamadım.

Bashar: Peki bu anlattıklarımızın ilişkilerle ilgili sorunuzla nasıl bir bağlantısı olduğunu anlayabildiniz mi? Çünkü en önemli ilişki sizin kendinizle olan ilişkinizdir. Eğer kendinizi anlamıyorsanız ve inançlarınızı ve kalıplarınızı tanımıyorsanız o zaman geçmişteki ve gelecekteki her türlü ilişki hep kafanızı karıştırır. Önce kim olduğunuzu açıklığa kavuşturmalısınız.  Kendinizle olan ilişkinizi anlayabilmek için ise fiziksel ve ruhsal yapılarınız arasında mümkün olduğu kadar açık ve net bir bağlantı kurmalısınız. Böylece kendinizle olan ilişkiniz ve yaratıcıyla olan ilişkiniz belirginlik kazanır. O zaman hayatınızdaki diğer tüm ilişkiler konusunda kafanız netleşir, çünkü karşılaştırma yaparak nasıl hareket edeceğinizi açıklıkla bilirsiniz. Bu daha açıklayıcı oldu mu?

Katılımcı: Evet bu daha açık.

Bashar: O zaman isterseniz tüm bu bilgileri hepsi iyice aklınıza yatana kadar defalarca tekrarlayın. Kendinizle olan ilişkinizde ve yaradılışla olan ilişkinizde tutunduğunuz inanç kalıplarının hepsini açık seçik görene kadar tekrarlayın. Tüm bunlar açıklığa kavuştuğunda içinde bulunduğunuz diğer ilişkiler ve geri kalan her şey açıklığa kavuşur.

Kaynak: http://www.youtube.com/watch?v=L9h60gE2Nro 16 Aralık 2014 tarihli video kaydı

12/13/2014

Ruh nedir, nasıl bağlantı kurarız?


Lee Carroll aracılığı ile Kryon mesajları: 6 Aralık 2014, Basel İsviçre

Kanallık nedir? Şifacı nasıl iyileştirir? Yüksek Benlik ile Ruh arasındaki fark nedir? Ruh nedir? Ruhunuz ile nasıl bağlantı kurarsınız? Kryon cevap veriyor.

Merhaba. Ben manyetik hizmetten Kryon’um. Kanallık yönteminin sandığınızdan çok daha yaygın olduğunu biliyor musunuz? Ben kimlerin burada olduğunu biliyorum ve bu odada kanallık işleyişinin nasıl gerekleştiğini bilenler olduğunun farkındayım. Şifacı hastasına yaklaştığında bir iletişim başlar. Bu kanallıktır ve şifacı bunu bilir. Bazen şifacı kenara çekilir ve ihtiyaç duyduğu bilgi, karşısındaki hastadan tetiklenerek olan akar. Sonra birlikte denge ortamını, enerjilerin dansını, başlatırlar ve kanallık başlar.
Yani şifacılık yapan kişi ile kanallık yapan kişi aslında aynı işi yaparlar. Her ikisi de kanallık yapar, sadece yapma şekilleri farklıdır. Şifacılar iyileştirmez. Dengeler. Hiçbir insan bir başkasını iyileşmesi için zorlayamaz. Ancak pek çok hasta denge ister, çünkü onlara dengelenme sunan şifacının yardımıyla kendilerini iyileştirirler. Şifanın gerçekleşmesi için böyle bir ortak çalışmaya ihtiyaç vardır ve şimdi duyduklarınızın da benzer etkisi vardır. Bu mesaj aktarılırken dengeleyici enerji ortamı oluşuyor.

Verdiğim mesaj, sevgili dostlar, enerji yüklü ve bu enerji size, tıpkı şifacıların yaptığı gibi, düşünce sürecinizdeki tıkanıkları temizlemeye yardımcı olan bir denge sunuyor. Bu temizlik sayesinde  bir karar verebilir ve farkındalığın değişik bir basamağına geçebilirsiniz. Bunu zihnin şifalandırılması gibi düşünebilirsiniz. Bu sizin özgür seçiminiz. Çoğunlukla mesaj gerçekliğin enerjisini taşır ve perdeyi bir an için aralayarak denge oluşmasını sağlar. İşte bu gece bunu yapacağız. Bu uzun bir kanallık olmayacak, ama tamamen farklı bir etki yaratacak, çünkü pek değinmediğimiz ir konuyu ele alacağız.

Insan Ruhu
Sizlere aylardır içinde bulunduğumuz değişim süreciyle ilgili bilgiler aktarıyoruz. Aslında bu bilgi akışına 2012 yılından çok önce başlamıştık. 2013 yılı boyunca ve 2014’de sizlere bu değişimin pek çok farklı özellikleri hakkında bilgi verdik. Bu süreçte atacağınız adımlarla ilgili önerilerde bulunduk. Çevrenizdeki enerjilerle ilgili bilgiler verdik ve nelere hazırlıklı olmanız gerektiğini anlattık. Ayrıca sizleri çevreleyen karanlık ve olumsuz enerjiler karşısında umutsuzluğa kapılmamanız konusunda sizi uyardık. İçinde bulunduğunuz aşamanın ışık ile karanlık arasındaki son mücadele olduğunu söyledik. Düşük bilinçe sahip olan ne varsa hepsinin hızla öne çıkacağını ve tüm güçleriyle karanlık ve çirkin yönlerini sergileyeceklerini bildirdik.
Bahçenizde uzun zaman aynı yerde durmuş olan taşları farklı bir yere taşıdığınızda ne olur? Onların altındaki, karanlıkta gizli, her şey ışığı görür görmez hareketlenir. Oysa siz onların orada saklanmış olduklarını bilmeseniz bile onlar hep oradaydı. Bir süre önce sizlere bu karanlık olayların tam bu zamanda oluşacağını bildirmiştik. Onları haberlerde göreceğinizi, ama çaresizliğe kapılmamanız gerektiğini ısrarla vurgulamıştık. Tüm bunları huzur içinde karşılayabilmeniz için size yöntemler aktarmıştık ve sağduyulu ve iyimser kalmanızı istemiştik. Ancak Ruh hakkında konuşmadık, daha doğrusu bu açılımını ele almadık.

Yüksek Benlik ile Ruh arasındaki fark nedir?
Bir defa Yüksek Benlik sizin eşsiz bir parçanız. O bizlerin “üzerinde isminizi taşıyan Tanrı çorbası” olarak adlandırdığımızın bir parçanız. Akaşanızın (Ruhunuzun yolculuk kayıdınızın) bir parçası. Bu sizsiniz, bu gezegende yolculuğunu sürdüren Tanrı’nın siz olan parçası. Şunu bilmeniz önemli: Her beden alışınızda aynı Yüksek Benliğiniz sizinle gelir. Nasıl bir dosta sahip olduğunuzu anladınız mı şimdi? Yüksek Benliğiniz tüm hayatlarınızı sizinle birlikte geçirdi. Yüksek Benliğinizle bağlantı kurduğunuzda tüm insanlık ailesiyle bağlantı kurarsınız, bildiğiniz ve tanıdığınız herşeyle. Akaşa sizin öğrenmiş ve deneyimlemiş olduğunuz herşeyin kaydı. Doğal sisteminizin bir parçası, bu aynı zamanda Yüksek Benliğinizin de bir parçası. Dünya gezegeni üzerinde olmadığınızda Yüksek Benliğiniz de olmaz. Yüksek Benlik tamamen gezegen üzerindeki insanlığın dualitesine ait bir şeydir.

Ruh nedir?
Şimdi Ruh ile ilgili konuşmak istiyorum, çünkü Ruh, Yüksek Benlikten tamamen farklı. Şu konuyu açıklığa kavuşturalım: eski enerjilerde kendi ruh parçalarıyla bağlantı kurabilen insanlar çok değildi. Ruh parçası onların bilinç düzeylerinden çok daha yükseklerdeydi ve sadece bir kavramdan ibaretti. Şimdi yeni enerjiye geçildi (2012 değişimi sonrasında) ve artık bizler yaratıcı ile bağlantı kurmanızı arzu ediyoruz. Ruh nedir? Neden Yüksek Benlikten farklıdır? Bunu açıklarken zorlanıyoruz çünkü tüm dillerde kolay anlaşılmayan kavramlar kullanmamız gerekiyor.
Ruh Tanrının kıvılcımıdır. Sonsuzdur ve sizin Akaşanızı içermez. Onun yerine yaratıcının imzasını taşır aslında öz olarak sadece bundan ibarettir. Bazılarınız meditasyon sırasında özünüze daldığınızda onu hissedebilirsiniz. O sırada öne çıkmaya başlar ve siz onu gerçekten hissedersiniz. Onun Yüksek Benlik olmadığını bilirsiniz. Daha ötededir, ama insan olarak çok boyutlu bir varlık olduğunuz için size aittir. Dualiteniz bunu destekler, çünkü hem bedensel hem de spiritueldir.
Ruh sizinle sözcüklerle veya düşüncelerle sizinle konuşmaz veya sezgilerinizle iletişim kurmaz . Bundan çok daha üstündür. Perdenin diğer tarafında da değildir! Sizinledir ve sizin her bir fiziksel parçanızın içine gizlenmiştir. Sizin güzelliğinizdir, var olan herşeyin muhteşemliğidir. Bazı özelliklerini sizlere aktarmanın zamani geldi, çünkü artık içinizdeki Ruhu hissetmek için çalışmaya başlamanızı istiyorum. Bu tür bir iletişim içinde geçirdiğiniz her an sizi değiştirir. İçinizden bazıları bunu yapabilecek, bazılarınız ise yapamayacaktır. Hatta aranızda böyle birşey yapmak istemeyenler bile olacaktır, ama ben istekli olanlara yol göstermeyi arzu ediyorum.
Eğer bu konuyu anlamak istiyorsanız benimle kısa bir mecazi yolculuğa çıkmanız gerekecek. Şimdi içinizde sonsuz olan bir yere gitmenizi istiyorum. Burası güvenli ve sadece sizin gidebileceğiniz bir yer. Burası şimdiye kadar yapmış olduğunuz en derin meditasyonda vardığınız yerdir. Bu yer Ruhunuzu ve size günlük olarak vermek istediklerini temsil ediyor. Elimden tutun, oraya beraberce gidelim.

Yolculuk
Hadi beraberce etrafınıza bir göz atalım. İlk denyimlediğiniz şey nedir? Eğer deneyimlerin bir sırası varsa coşku en başta gelir. Huzur dolu bir coşku bu, çünkü hayatınızda olup biteni bir kenara bırakırsanız, Tanrının ve sevginin özü coşkudur. Yoğun ve taşkındır. Bu da kendileriyle bu şekilde karşılaşanlar göz yaşı dökerler. Yaratıcının sizin içinizdeki parçasıdır ve sakin ve güvenlidir. Bu kaynağa ne zaman isterseniz bağlanabilirsiniz, çünkü tamamen size aittir.
Yaratıcının yüzünden gülümseme hiç eksik olmaz. Bunu biliyor muydunuz? İnsanlık bunu öğrenmeli! Birçok insan Yüce Tanrı’nın dikkatini çekebilmek için acı çekmeleri gerektiğine inanıyor. Size bir sır vereyim: Coşku çok daha fazla dikkat çekiyor! Acı çekmek 3. boyuta ait bir insan özelliği. Kesinlkle yaratıcı olan Tanrıya ait değil. Hiçbir zaman Tanrı’nın rızası için gerekli bir şart olmadı. Acı çekmek tamamen insanlar tarafından yaratılmış bir kavramdır. Sevgili dostlar, bir defa daha tekrarlıyoruz: İnsan unsurlarını ve insan bilinçini sakın ola ki Yüce Tanrı, Yaratıcı Kaynak, saf sevgi dolu Evren ile bağdaştırmaya kalkışmayın. Tanrı “insan gibi düşünmez”. Ruhunuz Tanrının özüdür.
Kaç yaşındasınız? Sizin bu parçanızın başlangıcı olmadığı gibi sonu da yok. Bu sevgi çemberi öylesine mükemmel ki, insan zihninin kavraması mümkün değil. Ruh, varolan herşeyin yaratıcısı olan, kaynağın bir parçası. Sizi tüm diğer hayvanlardan ayıran odur, sevgili dostlar. Bu öze daha sık dalmanızı istiyorum, böylece daha önce bu şekilde ele almadığımız şeyleri daha iyi deneyimleyebilirsiniz.

Var olan her şey birdir
Yolumuza devam ediyoruz ve ruhun bir başka özelliğini ele alıyoruz. Bunu tek bir sözcükle anlatmak mümkün için: birlik. Birlik kadım bir tanım. Eskiler hep şunu tekrarlardı: “Herşeyle bir ol.” Tüm varolanın kaynağı Tanrıdır ve sizler bütünle bir olma yeteneğine sahipsiniz. Birlik bir kavram değil, bir haldir. Bunu hissedebiliyor musunuz? Bu gezegen üzerindeki ızgaranın bunu hissedebilmeniz için yaratıldığını fark edebiliyor musunuz? Birlik sayesinde hayvanların, havanın, taşların ve ağaçların enerjisini hissedebilirsiniz. Ama esas olarak birlik, sizin gibilerin, bu gezegendeki diğer insanlarla beraber, Tanrı ile bağlantı kurmanıza yardım ediyor.
Birlik ayrılığın zıddıdır. Eski enerji insanları kim olduklarına karar vermeleri ve ardından kendilerini diğerlerinden ayırmaları için yardım ediyor. Bu insanlar kendilerini sınıflara ayırıp gruplar oluşturuyorlar. Sizce bu Tanrının bir özelliği mi? Yaratan böyle olabilir mi? Evrenin yaratıcısı sizleri diğerlerinden ayırır mı? Siz mükemmel bir yaratımsınız, yanınızdaki de öyle, onun yanındaki de ve onun yanındaki de. Üstelik bu “komşunu sev” kavramının da ötesine geçiyor. Bu sizin onlarla aynı yıldız malzemesinden yapıldığınız anlamına geliyor.

Birlik nedir?
Çoğunuz bunu hissedemiyor. Deneyimlemesi çok üst bir kavram. Ancak sezilebilir. Bakın: Ruhu sezebilme özelliği geçmişte Şamanlara verilmiş bir özellikti, şimdi hepinize açıldı. Hepinizin insanlığın birliğini hissetmenizi istiyorum. Ne yaptıklarına değil, kim olduklarına bakın. Bunu düşündüğünüzde ve hissettiğinizde etrafınızdaki herşeyi etkilediğini biliyor musunuz? Yüksek bilinçlilik bir tutkal gibidir- yapışkandır. Çevrenizdekileri etkiler ve onların sizi dengeli ve duyarlı bir kişi olarak görmelerine yardımcı olur. Hoşlarına giden ve zevk aldıkları bir şey görürler sizde. Sevgili dostlar, var olan herşeyle birlik içinde olanları saklamanız mümkün değildir. Onlar ışıl ışıldır! Işıkları göz kamaştırır ve coşkuyla, birlik içinde gülümserler.

Mutlak huzur
Ruha giden yolculuğumuz devam ediyor ve onun ikinci özelliğini fark ediyoruz ve hissediyoruz: Mutlak huzur. Bu sınırlı bir huzur değil, bireysel bir huzur da değil, geçici de değil. Bu tam ve sonsuz bir huzur. Kavrayışın dışına taşan bir huzur bu, çünkü mantıklı bir nedene dayanmıyor. Herhangi bir dış etki nedeniyle oluşmamış, sadece var olduğu için var. Huzurun kaynağı. Runun özüne bağlandığınızda, hayatınızda ne olursa olsun, herşey sonsuza kadar mükemmeldir, çünkü bu öz hayatınızla değil, yaradılış ve ötesiyle bağlantılıdır.
Evrenlerin yaratıldığı ve hayal bile edemediğiniz şeylerin doğal olduğu  yere götürür sizi. İşte sizler evren yaratıldığında orada- mutlak huzur içinde- olduğunuz için bunun bir parçasısınız. Bir yer düşünün, drama yok, sorunlar yok, sadece sevgi var ve siz istediğiniz an bu yere istediğinizde ulaşabiliyorsunuz. İşte  bu sizin huzur olan parçanız.

Ait olma
Yolculuğumuz sona yaklaşıyor. Bu konuya da pek değinmedik, bu sizin kimliğinizle ilgili. Ben buna ait olma diyeceğim. Daha önce defalarca tekrarladık: yalnız değilsiniz! Ah bunun anlamı sözlerin çok ötesine taşıyor. Tanrıya ait olmak nasıl birşey? Tanrının parçası olmak nasıl birşey? Coşku ve birlik ve huzur hepsi sizin ruhunuzun çevreliyor. Yüksek benliğiniz veya epifiz geçidiniz ya da Akaşanız değil önemli olan. Herşey. Siz zamansız ve sonsuzsunuz ve ana kaynağa aitsiniz. Yaratıcıya aitsiniz.
Bu ait olma sonsuza kadar ve mutlaktır. Bundan kaçamazsınız ve kopamazsınız. Tanrı olarak adlandırılan yaratıcı kaynağın bir parçası olduğunuz için hiçbir zaman ondan ayrı olamazsınız. Bu sizsiniz ve siz bunun içindesiniz. O nedenle kim olduğunuzu düşünürseniz düşünün her zaman ailenizlesiniz-sonsuza kadar.
Buna erişebilen başka birşey var mı? Hayır. Ruhunuzun özüne yaptığımız bu mecazi yolculuk sona ererken şunu söylemenizi istiyorum:
Coşku, birlik, huzur ve ait olma. Coşku, birlik, huzur ve ait olma. Coşku, birlik, huzur ve ait olma.

Ve böylece sizlere Şamanların sırrını vermiş oldum. Bazen saatlerce oturup bu kavramları ele alırlardı ve bunları fiziksel insan varlığından ayrımak veya onunla birleştirmek için uğraşırlardı, çünkü bunları daha belirgin veya somut hale getirebilecek bir yol ararlardı. Bunların özünü yakalamak ve bu öze sahip olup onu kullanmak istiyorlardı. Eski enerjide bunları hissetmek ama dokunamamak ve kullanamamak çok can sıkıcıydı. Şimdi durum değişmeye başladı.
İnsan DNA’sının spiritüel işerliği artıyor ve bu süreçte daha fazla enerji yüklenebiliyor. Sonunda güzel ve sonsuz ruhun özelliklerini sizler bedensel olarak tutabilir hale gelebileceksiniz. Üstadlar da bunu yapmıyor muydu? Evet. Onlara çekilmenizin nedeni işte buydu. Onlarda Tanrıyı hissediyordunuz ve insanlığın bir parçası olduğunuz için tepki veriyordunuz. Bugün onlara saygı duyuyorsunuz ve sonsuzluğun yüzüne dokunabilenleri hatırlıyorsunuz.

Hadi şimdi buraya geri dönün ve bana bakın. Tüm anlattıklarım sizin parçalarınız. Bugün, ilk defa, bu konuları açtık. Coşku, birlik, huzur ve ait olma. Şimdi tekrar soruyorum: Kimsiniz? Bu seçkin aletlere sahip olan sizler, kimsiniz? Size kim olduğunuzu söyleyeceğim.
Elinizi kaldırın ve dilerseniz şu açıklamayı yapın:
“Ben yaratıcı kaynağın bir parçasıyım. Yaşlı kadar yaşlıyım. Genç kadar gencim. Sonsuzum ve bilgeliğim hiç bitmez. İnsan olmama rağmen mucizeleri birlikte yaratabilirim, çünkü ruhum içimde uyanıyor ve Üstadlığın güzelliği artık bana çok yakın. Ben Tanrıyım.”

Sevgili dostlar, küçük bir adım bile önemlidir. Tüm bedeniniz ve hücreleriniz bu gerçeğe açılmaya hazır. Sizlerden her gün oturup bu öze dalmanızı istiyorum.
Coşku, birlik, huzur ve ait olma.
Ve öyledir.
Kryon